ISSN 1305-5550 | e-ISSN 2548-0669
Göğüs-Kalp-Damar Anestezi ve Yoğun Bakım Derneği Dergisi - GKD Anest Yoğ Bak Dern Derg: 20 (2)
Cilt: 20  Sayı: 2 - 2014
DERLEME
1.
Gelecek Bronşiyal Blokerlerin mi?
Does the Future Belong to Bronchial Blockers?
Tülay Hoşten, Can Aksu
doi: 10.5222/GKDAD.2014.069  Sayfalar 69 - 76 (1052 kere görüntülendi)
Akciğer izolasyonu başta torasik cerrahi operasyonları olmak üzere pek çok alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu amaçla çift lümenli tüpler ve bronşiyal blokerler kullanılmaktadırlar.
Akciğer izolasyonu için ilk kullanılan tüp Carlens’tir ve günümüze değin pek çok çift lümenli tüp geliştirilmiştir. Modern anlamda bronşiyal blokerlerin ilk örneği ise Univent tüptür, ilerleyen yıllarda bağımsız bronşiyal blokerler (Arndt, Cohen, Uniblocker, EZ, Coopdech vs.) geliştirilmişlerdir. Çift lümenli tüpler bronşiyal blokerlerle karşılaştırıldıklarında, daha kısa sürede yerleştirilirler, daha az malpoze olurlar. Çift lümenli tüplerle aspirasyon daha efektiftir, istenildiğinde kolaylıkla tek veya çift akciğer ventile edilebilir. Çift lümenli tüplerin bu avantajlarının yanında bronşiyal blokerler ise zor havayolunda, obez hastalarda, postoperatif dönemde mekanik ventilasyon gerekeceği öngörülen hastalarda, intraoperatif herhangi bir dönemde akciğer izolasyonu gereken hastalarda ve çocuk hastalarda ilk seçenek olarak önerilmektedirler.
Bu derlemede akciğer izolasyonu amacıyla kullanılan havayolu gereçlerinin gelişiminden, birbirine olan avantaj ve dezavantajlarından ve kullanım önceliklerinden bahsedilecektir. Çünkü torasik anestezistler gerektiğinde her iki akciğer izolasyon gereçlerini de kullanabilecek bilgi ve deneyime sahip olmalıdırlar.
Lung isolation is widely used in many areas, mainly in thoracic surgical operations. Double-lumen tubes and bronchial blockers are utilized for this purpose.
The first tube used for lung isolation is Carlens and many double-lumen tubes have been developed so far. The first example of a bronchial blocker in the modern sense is the Univent tube and independent bronchial blockers (Arndt, Cohen, Uniblocker, EZ, Coopdech, etc.) have been developed in the more recent years. Double-lumen tubes require less time to place and have a lower tendency to malpositioning as compared to bronchial blockers. Aspiration is more effective with double-lumen tubes, using which a single lung or both lungs may be ventilated as required. While double-lumen tubes have these advantages, bronchial blockers are recommended as the first option in patients with a challenging airway; in obese patients; in patients in whom mechanical ventilation is predicted during the postoperative period; in patients who require lung isolation during any intraoperative period; and in children.
This review discusses the development of equipment used for lung isolation, their advantages and disadvantages over each other, and their priority of use as the thoracic anesthesiologist should be knowledgeable and experienced enough to be able to use both types of lung isolation equipment as required.

ARAŞTIRMA
2.
Açık Kalp Cerrahisinde Üç Farklı Anestezi Tekniğinin Serebral Oksijenasyon Ve Postoperatif Nörokognitif Fonksiyonlar Üzerine Etkisi
The Effects Of Three Different Anesthetic Technique On Cerebral Oxygenation And Postoperative Neurocognitive Function In Open Heart Surgery
Mihrican Koç, Süheyla Ünver, Bahar Aydınlı, Çiğdem Yıldırım Güçlü, Dilek Kazancı, Fatih Balaban, Ayşegül Özgök
doi: 10.5222/GKDAD.2014.077  Sayfalar 77 - 84 (1477 kere görüntülendi)
AMAÇ: Bu çalışmada açık kalp cerrahisinde üç farklı anestezik ilacın beyin oksijen saturasyonu üzerine etkilerinin Near–infrared spektroskopi(NIRS) ile takibi ve postoperatif nörokognitif fonksiyonlar üzerine olan etkileri sunuldu
YÖNTEMLER: Çalışmaya koroner arter baypas cerrahisi planlanan, ASA II grubu 30-65 yaş arası 62 erkek hasta dahil edildi. 2 hasta inotropik destek başlandığı için çalışmadan çıkarıldı. Operasyon öncesi tüm hastalar değerlendirilip ASEM ve MMST uygulandı. Tüm hastalarda anestezi indüksiyonu; 0,1 mg/kg midazolam, 10 μgr/kg fentanil ve kas gevşemesi için 0,6-0,8 mgr/kg roküronyum bromür, idame gerektiğinde bolus 5 μgr/kg fentanil ve 0,3 mg/kg roküronyum ile gerçekleştirildi. Olgular rasgele 3 gruba ayrıldı. Tüm gruplara rutin indüksiyon sonrası,
Grup I (Propofol Grubu, n: 20): operasyon boyunca 50-150 μgr/kg/dk propofol infüzyon
Grup II (Sevofluran Grubu, n: 20): operasyon boyunca (kardiyopulmoner baypass sırasında da) sevofluran yaklaşık 1 MAK düzeyinde açıldı.
Grup III(Midazolam Grubu, n: 20): operasyon boyunca 0,2-0,4mgr/kg/dk midazolam infüzyonu verildi.
11 dönem(bazal, entübasyon sonrası, kanülasyon öncesi, kanülasyon sonrası, baypass’a giriş, 34°C, 31°C(son ısı), 32°C, 34°C,36°’C, pompa çıkışı, cilt kapanırken) boyunca NIRS değerleri, %25 ten fazla desaturasyon ve arteryal kan gazı değerleri kayıt edildi.
Postoperatif entübe olarak yoğun bakıma götürülen hastaların ekstübasyon süresi, yoğun bakımda kalış süresi ve hastanede kalış süresi kayıt edildi.
Tüm olgulara preoperatif 24 saat önce, postoperatif 1,2,3,4 ve 5. günlerde ASEM ve MMST uygulandı.

BULGULAR: Üç grubun demografik verileri ve kan gazı değerlerinde gruplararası fark bulunmadı. MMST ve ASEM değerlendirmeleri hiçbir ölçüm döneminde gruplar arasında farklı bulunmadı. MMST Değeri sadece postoperatif 1. günde anlamlı olarak düştü (p < 0.01) ASEM testinde hiçbir ölçüm döneminde grup içi fark bulunmadı. SR02 –sol, SR02- sağ, rO2-sol, r02-sağ değerlerinde tüm ölçüm dönemlerinde gruplararası fark bulunmadı. Bu dört parametrenin grup içi değerlendirilmelerinde, özellikle soğuma dönemlerinde olmak üzere her üç grupta da düşme gözlendi ancak bu düşme gruplararasında benzer bulundu.
Sağ ve sol rO2 değerlerinde %25’ten fazla azalma olan grup ile %25’ten fazla azalmanın görülmediği grup arasında post-op MMT ve ASEM düzeyleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmedi.

SONUÇ: Bu çalışmada; kardiyopulmoner baypas sırasında NIRS ile beyindeki doku oksijen satürasyonunu takip ederek, postoperatif nörokognitif fonksiyonlar açısından üç değişik anestezik ajan arasında fark olmadığını düşündük. Ancak nörokognitif fonksiyonların daha hassas olarak ölçülmesi ile farklı sonuçlara ulaşmak mümkün olabileceğinden ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
OBJECTIVE: In this study, three different anesthetic agent’s effect on postoperative neurocognitive functions and changes on brain oxygen saturation determined with NIRS follow up in open heart surgery was presented
METHODS: ASA II group 62 patients aged between 30-65 who would underwent coronary artery bypass surgery were included into the study. 2 patients were excluded from the study because of inotropic support was started. All patients were evaluated preoperatively, ASEM and MMST was applied. Anesthesia induction was performed with 0,1 mg/kg midazolam, 10 µgr / kg fentanyl, 0,3 mg/kg rocuronium. Patients were divided into three groups randomly. For anesthesia maintenance
Grup I (Propofol Group, n: 20): 50-150 μgr/kg/dk propofol infusion during the operation.
Grup II (Sevofluran Group, n: 20): sevoflurane about 1 MAC during the operation (also during cardiopulmonary bypass).
Grup III(Midazolam Group, n: 20): 0,2-0,4mgr/kg/dk midazolam infusion during the operation.
During 11 measurement point named as basal, after the entubation, before the cannulation, after the cannulation, entering bypass, at 34°C, 31°C(last temperature point), 32°C, 34°C,36°C, after pump and skin closure NIRS values, desaturation over than 25% and arterial blood gases data were recorded.
Extubation time, ICU stay and hospitalization time were recorded for each entubated patient who had been sent to ICU unit postoperatively.
ASEM ad MMST were applied to all cases 24 hour preoperatively, and at 1st,2nd, 3rd, 4th, 5 th day postoperatively.

RESULTS: There were no differece between three groups demographic values and, blood gases. MMST and ASEM evaluations showed no difference between groups at any measurement period. MMST value was decreased at 1st postoperative day significantly.(p < 0.01). There was no intragroup difference at any measurement period in ASEM test.
SR02 –left, SR02- right, rO2-left, r02-right values were not different from each other between groups at any measurement period. These four parameters when compared in groups, there were decrease in measurements especially during cooling time but this decrease was not statistically significant between groups. There was not statistically significant difference between the group that has more than %25 decrease in right and left rO2 and the group that has no decrease in the way of Post operative MMST and ASEM levels.

CONCLUSION: In this study,we concluded that there was no difference between three different agents in the way of postoperative neurocognitive functions when follow up of the oxygen saturation in brain with NIRS during cardiopulmonary bypass. But there is need for futher studies since it is possible to reach extent results with more sensible tests to measure neurocognitive functions

3.
Kardiyopulmoner Baypas Ameliyatlarında Heparinizasyon Güvenliği Açısından Taze Donmuş Plazmanın Etkinliği Var mıdır?
Is There any Effectiveness of Fresh Frozen Plasma on Safe Heparinization Given During Cardiopulmonary Bypass Operation?
Mustafa Esat Cilcan, Ayfer Açıkgöz, İsmail Haberal, Pınar Turgut, Kamil Karaoğlu, Bora Aykaç
doi: 10.5222/GKDAD.2014.085  Sayfalar 85 - 90 (2465 kere görüntülendi)
AMAÇ: Çalışmamızda kardiyopulmoner baypas (KPB) sırasında, ilk heparinizasyon dozu öncesi verilen taze donmuş plazmanın (TDP) olası heparin direnci (HD)’ne karşı yeterli heparinizasyonun sağlanmasındaki etkinliğini literatürler eşliğinde araştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Enstitü Etik Kurulu’nun ve hastaların onayı alındıktan sonra ameliyatlarında kardiyopulmoner baypas uygulanan, 18 yaşından büyük toplam 50 olgu çalışmaya alındı. Hastalar rastgele 25’er kişilik iki gruba ayrıldı. Karaciğer ve böbrek yetersizliği olan hastalar çalışmaya alınmadı. Olguların vücut ağırlıkları, yaşları ve heparin öncesi ACT değerleri kaydedildi. Heparinizasyondan 15-30 dk. önce; 2 ünite “Taze Donmuş Plazma” (TDP) verilen olgular “Çalışma grubu” (ÇG); TDP verilmeyen olgular “Kontol grubu” (KG) olarak adlandırıldı. Heparinizasyon için Nevparin® (5000 İ.Ü./ mL heparin sodyum) (300 Ü/Kg) İV verilişinden 4-6 dk. sonra kontrol ACT’lerine bakıldı (Actalyke Mini II ACT Analyzer Helena Lab.) ve takiben her 30 dk.’da bir ACT’ler yinelendi ve kaydedildi. ACT 420 sn.’nin altında bulunan hastalara “Heparin Doz Cevap Eğrisi”ne göre ek doz heparin verildi.
BULGULAR: Her iki grup arasındaki yaş, vücut ağırlıkları, başlangıç ACT’leri arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. İki grup arasında ilk doz heparinizasyondan yaklaşık 4 dk. geçtikten sonra ölçülen ACT’ler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı. Çalışma grubunda 650.74±244.81 sn. bulunurken KG’de 505.92±159.78 sn. bulundu (p = 0.018). İlk doz heparin uygulamasından yaklaşık 4 dk. geçtikten sonra ölçülen ACT değerlerine göre iki grup arasındaki ek doz heparin gereksinimi farkı istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Çalışma grubunda % 4, KG’de hastaların % 24’üne ek doz heparin uygulaması gerekmiştir (p = 0.042). İlk yarım saatte gereksinim duyulan ek doz heparin miktarları arasında istatistiksel olarak fark yoktu.
SONUÇ: Tanısının, tedavisinin zaman alıcı ve ölüm riskinin yüksek olması nedeniyle “HD”nin önlenebilmesi ya da daha kolay denetlenebilir duruma gelmesi için özellikle acilen pompaya girilmesi gereken durumlarda ve sık ACT ölçülemediği ya da ACT ölçüm cihazının kalibrasyonundan şüphe duyulan durumlarda heparinizasyon güvenirliği açısından tam doz heparinizasyon öncesi yaklaşık 2 ünite TDP verilmesinin uygun olduğu kanısına varıldı.
OBJECTIVE: In this study we aimed to investigate in the light of the literature.the efficacy of the fresh frozen plasma (FFP) given before the initial heparinization on achievement of adequate heparinization against heparin resistance (HR) during cardiopulmonary bypass (CPB).
METHODS: After obtaining the consent of the patients and the consent the institutional ethics committee, total of 50 patients older than 18 years old who had undergone cardiopulmonary bypass were enrolled to this study. Patients were randomly divided into two groups of 25 patients. The patients with liver and kidney failure were excluded from the study. The body weights, ages and the ACT values of the patients before heparinization were recorded. The group of patients given 2 units “Fresh Frozen Plasma” 15-30 minutes before heparinization was called the ‘Group W’ (Study Group), a group of patients who hasn’t given FFP was called ‘Group C’ (Control Group). Four minutes after application of the first dose of heparin (Nevparin® 5000 İ.Ü./ mL heparin sodium), the control ACTs were measured (Actalyke Mini II ACT Analyzer Helena Lab.). The ACTs were repeated every half an hour and recorded. The patients with the value of ACT under 420 seconds were given additional doses of heparin according to their “Heparin dose-response curve”.
RESULTS: The differences between the ages, body weights and the initial ACT values of the two groups were not statistically significant. The differences of the ACT values measured about 4 minutes after the first dose of heparinization between the two groups were statistically significant. This value was 650.74±244.81 seconds in the study group while in the control group it was found 505.92±159.78 seconds respectively (p = 0.018). The differences of the ACT values measured about 4 minutes after implementing the first dose of heparin were statistically significant between the two groups. Additional dose of heparin was required at about 4% of the patients in the study group and at about 24% of patients in the control group (p=0.042). Statistically no difference was observed between the two groups as for the additional need of heparin dose in the first half an hour.
CONCLUSION: Since the diagnosis and treatment process is time-consuming and has a higher risk of death, especially in cases those who had to enter pump urgently and, in cases where ACT can not be measured frequently or the calibration of the measuring device of ACT in terms of reliability is suspicious, it was concluded that it is appropriate to give 2 units of FFP before full dose of heparinization in order to prevent heparin resistance or to make it more easily controllable.

4.
Kalp Cerrahisi Sonrası Ağrı ve Sedasyon: Deksmedetomidin, Midazolam/Fentanil ve Midazolam /Deksketoprofen Trometamolün Karşılaştırılması
Sedation And Analgesia After Cardiac Surgery: Comparison Of Dexmedetomidine, Midazolam /Fentanyl And Midazolam/Dexketoprofen Trometamol
Sezer Karabulut, Zeliha Tuncel, Türkan Kudsioğlu, Filiz İzgi Çoşkun, Nihan Yapıcı, Yasemin Altuntaş, Fatma Ukil, Hakan Nuraç, Mesut Öterkuş, Zuhal Aykaç
doi: 10.5222/GKDAD.2014.091  Sayfalar 91 - 98 (1537 kere görüntülendi)
AMAÇ: Çalışmamızda kalp cerrahisi uygulanan hastalarda deksmedetomidin, midazolam / fentanil ve midazolam/ deksketoprofen trometamolün postoperatif ağrı, sedasyon, ekstübasyon süresi ve hemodinami üzerine etkilerinin karşılaştırılarak erken postoperatif dönemde en etkin analjezi ve sedasyon yönteminin belirlenmesi hedeflenmiştir.
YÖNTEMLER: Çalışmamıza kalp cerrahisi uygulanmış toplam 75 hasta alındı. Grup I: Deksketoprofen trometamol +Midazolam (n: 25), Grup II: Fentanil+ Midazolam (n: 25) ve Grup III: Deksmedetomidin (n: 25) olarak ayrıldı. Grup I' e midazolam 0.03mg/kg/sa ve deksketoprofen trometamol 25-50 mg, Grup II' ye midazolam 0.03 mg/kg/sa ve fentanil 2 mcgr/kg/sa, Grup III’e deksmedetomidin HCL 0,3-0,5mcg/kg/sa infüzyonu verildi. Hastaların kalp atım hızı (KAH), ortalama arteriyel kan basıncı (OAB), arteriyel kan gazı değerleri kaydedildi. Postoperatif ağrı değerlendirilmesi görsel (Visuel Analog Skalası-VAS), postoperatif sedasyon değerlendirilmesi Ramsay Sedasyon Skalası (RSS) ile yapıldı. Hastaların ekstübasyon ve postoperatif yoğun bakımda ve hastanede kalış süreleri kaydedildi.
BULGULAR: : Grupların ekstübasyon süreleri, yoğun bakımda kalış ve hastanede yatış süreleri arasında anlamlı farklılık görülmemektedir(p>0,05). VAS değerlendirilmesinde ekstübasyondan 30 dakika sonra (T4) ve 4 saat sonra (T5) anlamlı farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Postoperatif yoğun bakıma geliş döneminde (T0) değerlendirilen RSS skorları anlamlı farklılık göstermektedir (p < 0,01). Grup I ve Grup II T2 ve T3 RSS skorlarının Grup III’ den anlamlı yüksek olduğu saptanmıştır (p: 0,001; p: 0,001).
SONUÇ: Deksmedetomidinin kalp cerrahisi sonrası RSS skorundaki anlamlı fark ile postoperatif solunumu deprese edici etkisi olmadan sedasyon sağlaması, analjezik etkisi ile postoperatif sedasyon ve analjezide midazolam/ fentanil ve midazolam/ deksketoprofen trometamole göre daha uygun bir ajan olduğu düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: : In our study we aimed to determine most effective analgesic and sedative medhod in the early postoperative period; by comparasion of dexmedetomidine,midazolam /fentanyl and midazolam/dexketoprofen trometamol with their effects on postoperative pain, sedation, extubation time and hemodynamic parameters.

METHODS: 75 patients who had cardiac surgery included in our study. Patients were grouped as Group I: midazolam/dexketoprofen trometamol (n: 25) Group II: midazolam /fentanyl (n: 25) and Group III: dexmedetomidine(n: 25)

İnfusions of midazolam 0.03mcg/kg/h and dexketoprofen 25-50 mg for group I, midazolam 0.03mcg/kg/h and fentanyl 2 mcg/kg/h for groupII and dexmedetomidine 0.3-0.5 mcg/kg/h for groupIII were applied.Heart rate, mean arterial blood pressure, arterial blood gas values were recorded evaluation of postoperative pain was obtained by visual analog scale(VAS) and evaluatin of postoperative sedation was obtained by Ramsay sedation scale(RSS). In addition periods of extubation, postoperative intensive care unit and hospitalization were recorded..

RESULTS: There was no significant difference between groups by their periods of extubation, postoperative intensive care unit, hospitalization(p>0,05).Also there was no significant difference of VAS scores between 30 minutes(T4) and 4 hours (T5)after extubation (p>0,05).There was signicantly different RSSscores between groups by their initial intensive care unit periods (T0) (p<0,01).We also found that Group I and Group II T2 and T3 RSS scores were significantly higher than Group III series (p: 0,001, p: 0,001respectively)
CONCLUSION: After cardiac surgery; with its significantly different RSS scores,sedative and analgesic effect without postoperative respiratory depression; dexmedetomidine is more appropriate agent than midazolam/ fentanyl and midazolam/dexketoprofen trometamol for postoperative sedation and analgesia.

5.
İnternal Juguler Venin Kesit Alanına Trendelenburg Pozisyonunun, Pozitif İntratorasik Basıncın ve Baş Rotasyonunun Etkileri
The Effects of Trendelenburg Position, Positive Intrathoracic Pressure and Head Rotation on Cross-sectional Area of Internal Jugular Vein
Mehmet Sargın, Ahmet Topal, Celalettin Altun, Aybars Tavlan
doi: 10.5222/GKDAD.2014.099  Sayfalar 99 - 105 (1217 kere görüntülendi)
AMAÇ: Santral venöz kateterizasyon bir çok klinisyenin günlük pratiğinde önemli yer tutan girişimsel bir işlemdir. Bu işlem için bir çok yolla kullanılabilinirken en çok tercih edilen yol internal juguler vendir. Bu işlemin daha kolay ve daha az komplikasyonlu geçmesi için bir çok manevra ve pozisyon denenmiş olup bizde çalışmamızda bu pozisyon ve manevraların kombinasyonu ile sağ internal juguler venin kesit alanına etkilerini değerlendirdik.
YÖNTEMLER: 30 sağlıklı gönüllü çalışmaya dahil edildi. Supin, 20 ˚ trendelenburg, maneul hepatik kompresyon, simule valsalva manevrası ve 0˚,15˚,30˚,45˚ ve maksimum baş rotasyonları kombine edilerek sağ internal juguler ven kesit alanı ve internal juguler venin karotis arter üzerine binme yüzdesi değerlendirildi.
BULGULAR: Tüm ölçüm kombinasyonlarında 30˚ ve üstü derecelerdeki baş rotasyonlarında anlamlı bir kesit alanı artışı tespit edilememesine (p>0,05) rağmen internal juguler venin karotis arter üzerine binme yüzdesi 30˚ ve üstünde ciddi artışlar göstermektedir (p˂0,05). Manevraların karşılaştırılmasında simule valsalva manevrası ile en geniş internal juguler ven kesit alanı elde edilirken yine 20˚ trendelenburg pozisyonunda supin pozisyonundaki ölçümlere göre daha geniş bir internal juguler ven kesit alanı tespit edildi.
SONUÇ: Sonuç olarak bulgularımız; <30˚ baş rotasyonu, valsalva manevrası ve 20˚ eğimli trendelenburg pozisyonu ile daha geniş bir internal juguler ven kesit alanın daha güvenli bir şekilde elde edilebileceğini göstermektedir.
OBJECTIVE: Central venous catheterization is an interventional procedure which holds an important place in daily practices of many clinicians. Although many routes can be used for this procedure, the most preferred one is internal jugular vein. Many positions and manoeuvres have been tried in order to make this procedure easier and with less complications, and in our study, we evaluated the combination of these positions, manoeuvres and their effects on the cross-sectional area of right internal jugular vein.
METHODS: 30 healthy volunteers were included in the study. By combining Supine, 20˚ trendelenburg, manual hepatic compression, simulated valsalva manoeuvre, and 0˚, 15˚, 30˚, 45˚ and maximum head rotations, the cross-sectional area of right internal jugular vein and the overlapping of internal jugular vein on carotid artery were evaluated.
RESULTS: Although any significant increases in internal jugular vein cross-sectional area on 30˚ and more degrees head rotations were not detected in any of the groups, the overlapping percentage of internal jugular vein on carotid artery increased significantly for 30˚ and greater head rotation. While simulated valsalva manoeuvre and widest internal jugular vein cross-sectional area was obtained in comparing the manoeuvres, a wider internal jugular vein cross-sectional area was detected in 20˚ trendelenburg position compared to the measurements for supin position.
CONCLUSION: We observed that a wider internal jugular vein crosssectional area can be obtained more safely with <30˚ head rotation, valsalva manoeuvre and 20˚ tilted trendelenburg position.

6.
Hastanemizde Kalp Cerrahisi Geçiren Hastalarda Postoperatif Mortalite ve Morbiditenin EuroSCORE ile değerlendirilmesi
The evaluation of postoperative mortality and morbidity with EuroSCORE in patients who underwent cardiac surgery in our hospital
Sinan Tıraş, Türkan Kudsioğlu, Zeliha Alıcıkuş, Nihan Yapıcı, Filiz İzgi Coşkun, Yasemin Altuntaş, Soner Arslantürk, Zuhal Aykaç
doi: 10.5222/GKDAD.2014.106  Sayfalar 106 - 112 (1330 kere görüntülendi)
AMAÇ: Çalışmamızda açık kalp cerrahisi geçiren hastaların preoperatif özelliklerinin, yandaş hastalıklarının, ekstübasyon sürelerinin mortalite ile morbiditeye etkisini ve EuroSCORE ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçlandık.
YÖNTEMLER: Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Hastanesinde hastane bilimsel kurul onayı alındıktan sonra, 2012-2013 yılları arasında açık kalp cerrahisi geçirecek17-82 yaşlarında 668 hasta prospektif olarak takip edildi. Hasta özellikleri, yandaş hastalıklar, ameliyat tipi, kros klemp ve pompa süreleri, inotrop ilaç ve intraaortik balon kullanımı, koroner anastomoz sayıları, ekstübe edilme, yoğun bakımda ve hastanede kalış süreleri ve EuroSCORE değerleri kaydedildi ve karşılaştırıldı.
BULGULAR: Gerçekleşen mortalite (% 3,1) ile EuroSCORE mortalite oranları (1,73±1,26) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görüldü(p<0,01). Kaybedilen hastaların EuroSCORE ile öngörülen mortalite oranları belirgin olarak yüksekti (3,71±3,01). EuroSCORE mortalite oranı 1,75 ve daha yüksek olan olgularda; mortaliteyi öngörme duyarlılığı % 80.95; pozitif kestirim değeri %8.54 ve negatif kestirim değeri % 99.15 olarak saptandı. Receiver Operating Characteristic(ROC) eğrisi altında ölçülen alan % 78.8, standart hatası % 4,7 idi.
SONUÇ: Hastaların preoperatif risk faktörleri ve cerrahi ile gelişebilecek komplikasyonların iyi analiz edilmesi mortalite ve morbiditenin azaltılmasına katkı sağlayacaktır. Çalışmamızda hastanemiz hasta popülasyonunda mortalite ve morbiditeyle ilişkili faktörlerin, literatürdeki bulgularla benzer olduğunu gözlemledik. EuroSCORE risk skorlama sisteminin uygulanabilir ve güvenilir olduğunu, yüksek riskli hastaların belirlenerek uygun anestezi ve yoğun bakım yönetiminin önemli olduğu kanısına vardık.
OBJECTIVE: The aim of our study was to evaluate the effect of preoperative patient characteristics, concomitant comorbidities and extubation time on postoperative mortality and morbidity; and the corelation with EuroSCORE.
METHODS: After Local Scientific Comnittee approval, 668 patients, ages between 17- 82 who were scheduled for open cardiac surgery were included in this prospective study in 2012-1013 years in Siyami Ersek Thoracic and Cardiovasculary Center Hospital. Patient characteristic, concomitant comorbidities, type of surgery, cross-clemp and cardiopulmonary bypass times, the use of inotropic agents and insertion of intraaortic baloon pump, the number of coronary anastomosis, extubation time, time of intensive care and hospital stay and the EuroSCORE scores were recorded and compared.
RESULTS: There were observed to difference significantly between actual mortality rates (% 3,1) and predicted mortality by EuroSCORE (1,73±1,26) (p<0,01).The predicted mortality rates by EuroSCORE were significantly elevated(3,71±3,01) in patients who died. In patients with preoperative scores over 1.75, the sensitivity of EuroSCORE in predicted mortality was %80.95; positive cut-off value was % 8.54 and negative cut-off value was % 99.15. The measured area under the Receiver Operating Characteristic(ROC) curve was % 78.8 and standart deviation was % 4.7.
CONCLUSION: A throughout analysis of risc factors and possible complications of surgery may help to reduce postoperative mortality and morbidity. We observed the factors related to mortality and morbidity in our patient population are similar to the literature the EuroSCORE risc scoring system can be applied. Also the management of intraoperative anesthesia and postoperative intensive care are important factors in this issue.

OLGU SUNUMU
7.
Sol Pnömonektomi Sonrası Ani Kollaps: İyatrojenik Bir Komplikasyon
Sudden Collapse After Left Pneumonectomy: An Iatrogenic Complication
Cengiz Şahutoğlu, Zeynep Pestilci, Seden Kocabaş, Fatma Zekiye Aşkar, Ayşe Gül Çevik
doi: 10.5222/GKDAD.2014.113  Sayfalar 113 - 117 (1715 kere görüntülendi)
Pnömonektomilerden sonra komplikasyon oranları cerrahi ve anestezideki gelişmelere rağmen oldukça yüksektir. Bu oran çeşitli yayınlarda %11 ile 50 arasında değişmektedir. Bu komplikasyonların çoğu fatal olmayıp, oluşmadan önlenebilmektedir. İntraoperatif dönemde gelişen masif kanama, kardiyak herniasyon, mediastinal kayma, pnömotoraks ve malign aritmi gibi komplikasyonlara hızlıca tanı konulup tedavi edilmelidir. Biz bu olgu sunumunda iyatrojenik olarak gelişen ve toraks tüpü klembinin aniden kaldırılması ile kollaps gelişen intraoperatif mediastinal kayma olgusunu sunuyoruz.
The incidence of complications after pneumonectomies remains high despite the advances in surgical and anesthetic techniques. This incidence has been given as 11% to 50% in studies. Most of these complications are not fatal and can be prevented beforehand. Intraoperative complications such as massive bleeding, cardiac herniation, mediastinal shift, pneumothorax, and malign arrhythmia can be rapidly identified and treated. In this case report, we present the case of an iatrogenic mediastinal shift and subsequent cardiovascular collapse occurring after removal of a thoracic drain in a patient undergoing pneumonectomy.

8.
Ekstrakorporeal Dolaşım Sırasında Gelen Masif Akciğer Ödemi
Massive Pulmonary Eden During Extracorporeal Circulation
Güray Demir, Bedih Balkan, Murat Doğan, Halil Çetingök, Gülay Eren, Zafer Çukurova, Oya Hergünsel
doi: 10.5222/GKDAD.2014.118  Sayfalar 118 - 120 (1352 kere görüntülendi)
Pompa akciğeri; kardiyopulmoner baypas sonrası immün sistemin aktivasyonu sonucu görülen klinik bir akciğer ödemi tablosudur. Sıklıkla ameliyat sonrası yoğun bakım ve servis takiplerinde görülür. Kalp-akciğer pompası sırasında ya da hemen sonrasında klinik olarak gözlenmesi enderdir. Bu sunuda; koroner arter baypas ameliyatı sırasında, beklenmedik, ani ve masif gelişen bir akciğer ödemi tartışılmıştır. Hastada kardiyopulmoner baypas sonrasında gelişen akciğer ödemi uygun medikal tedavi ve mekanik ventilasyon desteği ile başarılı bir şekilde tedavi edilmiştir.
Lung pump is a result of immune system activation due to cardiopulmonary bypass. It is frequently seen during post-operative follow-up of the patients in the intensive care units and services. It is rare during or immediately after extracorporeal circulation. In this presentation, we discussed sudden, unexpected and massive pulmonary edema developed during coronary artery bypass surgery. We have successfully treated pulmonary edema developed after cardiopulmonary bypass surgery with appropriate medical treatment and mechanical ventilation.

9.
Kardiyak Yaralanmanın Ayırıcı Tanısında İntraoperatif Transözofageal Ekokardiyografi
Intraoperative Transesophageal Echocardiography In Differential Diagnosis of Cardiac Injury
Alper Kararmaz, Ayşe Duygu Kavas, Mustafa Kemal Arslantaş
doi: 10.5222/GKDAD.2014.121  Sayfalar 121 - 124 (996 kere görüntülendi)
Nuss operasyonu ile intratorasik yerleştirilen barın çekilmesi esnasında kardiyak ve pulmoner yaralanma görülebilecek komplikasyonlar arasındadır. Bu olgu sunumunda Nuss operasyonu sonrası bar çekilmesi sırasında abondan kanaması ve kardiyak yaralanma şüphesi olan bir hastada transözofageal ekokardiyografi (TÖE) ile kardiyak yaralanmanın nasıl değerlendirildiğinin irdelenmesi ve nonkardiyak cerrahide TÖE monitorizasyonunun öneminin vurgulanması amaçlandı. İntraoperatif akut hemodinamik instabilitenin etyolojisinin araştırılmasında TÖE çok yararlı bir görüntüleme yöntemidir. Fakat özellikle kardiak yaralanma olduğu düşünülen olgularda volüm replasmanı yapıldıktan sonra ekokardiyografik değerlendirmenin yenilenmesinde fayda olabilir. Özellikle kardiak morfolojide değişikliğe neden olabilecek yandaş patolojilerin varlığında TÖE incelemesi daha dikkatli yapılmalı ve tanı için klinik bulgular da mutlaka değerlendirilmelidir.
Cardiac and pulmonary injuries are among the complications to be encountered during bar removal, placed by Nuss procedure. In this case report the assessment of massive hemorrhage and possible cardiac injury, occurred during the removal of a bar previously placed by Nuss procedure, by transesophageal echocardiography (TEE) is discussed and the report aimes to point out the importance of TEE monitorization in noncardiac surgeries. TEE is an efficacious imaging technique for assessing the etiology of intraoperative acute hemodynamic instability. It is especially beneficial to reevaluate with TEE in cardiac injury suspected cases, after adequate volume replacement. TEE evaluation must be done attentively if comorbidities, which can result in cardiac morphology change exist and clinical findings must definitely be evaluated for diagnosis.

10.
Akut Solunum Yetmezliği Gelişen Bir Akalazya Olgusu
A Case of Achalasia With Acute Respiratory Insufficiency
Tolga Tezer, Erkan Dikmen, Nedim Çekmen, Volkan Baytaş
doi: 10.5222/GKDAD.2014.125  Sayfalar 125 - 128 (1390 kere görüntülendi)
Akalazya özafagus gövdesinde peristaltizm yokluğu ve yutma esnasında alt özafagus sfinkterinde yetersiz gevşeme ile karakterize motilite bozukluğudur. Biz bu olgu sunumunda ani gelişen stridor ve solunum yetmezliği ile takip edilen, nadir fakat ölümcül olabilecek akalazyalı bir olguyu sunmayı amaçladık. 59 yaşında erkek hasta yemek yemesini takiben ani gelişen stridor, solunum sıkıntısı ve retrosternal ağrı şikayetleriyle acil servise getirildi. Elektif şartlarda çekilen servikal ve torakal bilgisayarlı tomografisinde özafagus çapının arttığı, mediyastenin genişlediği ve özafagusun besin artıkları ile dolu olduğu gözlendi. Dilate olan özafagusun hem trakea hem de ana broşlara bası uygulayarak lümenlerini kısmen daralttığı izlendi. Bu bulgular doğrultusunda akalazya tanısı konan ve yoğun bakım ünitesinde tedavi edilen hasta elektif cerrahi tedavisi edilmesi planlanarak taburcu edildi.
Achalasia is a motility disorder characterized by absence of peristalsis in the body of esophagus and insufficient relaxation in the lower esophageal sphincter during the action of swallowing. We aimed to report a rare case of achalasia complicating with acute onset of stridor and respiratory insufficiency which might have been mortal in the clinical course. A 59-year-old male patient was brought to the emergency service with acute onset of stridor, respiratory distress and retrosternal pain which started following his dinner. Elective cervico-thoracic computerized tomography revealed an increase in the esophageal diameter, mediastinal enlargement and food residue inside the esophagus. Dilated esophagus compressed both the trachea and the main bronchi and partially narrowed their lumens. After the patient was diagnosed with achalasia depending on these findings and treated for his respiratory insufficiency in the intensive care unit; he was discharged by planning the elective surgical treatment of the achalasia.

11.
Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu Sonrasında Gelişen İnfektif Endokarditli Aort Kapak Cerrahisinde Anestezi Yönetimi
Anesthetic Management in Aort Valve Surgery with Infective Endocarditis Following Transcatheter Aortic Valve Implantation
Elvin Kesimci, Tülin Gümüş, Serkan Taştan, Abdülkadir But, Orhan Kanbak
doi: 10.5222/GKDAD.2014.129  Sayfalar 129 - 132 (1176 kere görüntülendi)
Giriş: Transkateter aort kapak implantasyonu (TAVI) belirgin ko-morbiditeler nedeniyle cerrahi riski oldukça yüksek, ciddi, kalsifik aort stenozu olan yaşlı popülasyonda, alternatif bir tedavi olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, işlem sırasında ve sonrasında gelişebilecek problemler TAVI' nin başarısını olumsuz etkileyebilir. TAVI sonrası infektif endokardit gelişen ve cerrahi aort kapak replasmanına alınan bir hastada anestezik yaklaşımımızı sunmak istedik.
Olgu Sunumu: : 75 yaşında, 5 ay önce TAVI geçirmiş bayan hasta çarpıntı, nefes darlığı ve ateş şikayetleri ile hastaneye başvurmuştur. Kan kültürü Enterococcus faecalis için pozitif olan hastaya infektif endokardit tanısıyla antimikrobiyal tedavi başlanmıştır. Sonrasında akut akciğer ödemi ve asidoz nedeniyle entübe edilen hasta diyalize de alınmıştır. Yapılan transözefageal ekokardiyografide (TEE); implante edilmiş aortik kapağın sağ ucunda vejetasyon saptanması üzerine hastaya aort kapak replasman cerrahisi uygulanmasına karar verildi. Operasyon sonunda, hasta inotropik destek tedavisi ile yoğun bakım ünitesine alındı. Ancak, hastanın hemodinamik instabilitesi ve ritm bozuklukları ısrarla devam edince hastaya intraaortik balon pompası takıldı. Postoperatif dönemi düşük kardiyak output ve organ yetmezlikleri ile seyreden hasta postoperatif 10. saatte tüm destek tedaviye rağmen kaybedildi.
Sonuç: TAVI sonrası protez kapak endokarditinin insidansı % 0.5 olarak bildirilmektedir. Ancak bu komplikasyona bağlı mortalite oranları % 30-50 arasında değişmektedir. Bu nedenle bu hastalarda acil açık kalp cerrahisi için özenli bir anestezi planına ihtiyaç duyulmaktadır.
Introduction: Transcatheter aortic valve implantation (TAVI) has emerged as an alternative curative therapy in patients with severe calcific aortic stenosis in aging population, in which there is high operative rate with surgery due to significant co-morbidities. However, problems during and after procedure can seriously complicate the success of TAVI. We present the anesthetic management of a patient with infective endocarditis, undergoing aortic valve replacement surgery following TAVI.
Case Report: A 75-year-old woman who had undergone TAVI five months before was readmitted to hospital with complaints of palpitation, breathlessness and fever. The blood culture was positive for Enterococcus faecalis, so antimicrobial therapy was started with a diagnosis of infective endocarditis. She was intubated due to acute lung edema and acidosis; and also needed dialysis. Transesophagial echocardiography (TEE) showed vegetation on right coronary cusp of the implanted aortic valve. The patient underwent cardiac surgery for removal and replacement of the infected and malfunctioning TAVI valve. At the end of the surgical procedure, she was transferred to the intensive care unit (ICU) on inotropic support. However, in ICU, hemodynamic instability, including rhythm disturbances, persisted and intra-aortic balloon pump was inserted. Postoperative course was complicated with low cardiac output syndrome and organ failure. Unfortunately, the patient died at 10th postoperative hour in spite of all supportive management.
Conclusion: The reported incidence of prosthetic valve endocarditis after TAVI patients is less than 0.5%. However, the mortality rate varies from 30% to 50% and urgent open heart surgery with meticulous anesthesiological planning is required.

EDITÖRE MEKTUP
12.
İlginç Bir İnhaler Cihaz Kazası; Çivi Aspirasyonu Olgusu
An Interesting Inhaler Accident; Nail Aspiration Case
Ali Kılıçgün, Tanzer Korkmaz, Murat Bilgi, Dilşad Özkök
doi: 10.5222/GKDAD.2014.133  Sayfalar 133 - 134 (997 kere görüntülendi)
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale