| DERLEME | |
| 1. | Damar Dışı Akciğer Suyu ve Sepsis Extravascular Lung Water and Sepsis Beliz Bilgili, Fethi Gül, İsmail Cineldoi: 10.5222/GKDAD.2013.153 Sayfalar 153 - 160 (1451 kere görüntülendi) Sepsis sıklığı toplumun yaşlanması, girişimsel işlemlerin sayısının artması ve immünsüpresif tedavinin yaygınlaşması ile artmaktadır. Günümüzde yoğun bakım ünitelerindeki hastalarda sepsise bağlı morbidite ve mortalite sıklığı hâlâ yüksek seyretmektedir. Sepsiste organizmanın vereceği abartılı yanıta bağlı olarak şok gelişebildiği gibi odağın akciğer olup olmadığı ile ilgili olmaksızın sıklıkla akciğer hasarı da gelişebilir. Damar dışındaki akciğer suyu yaklaşık olarak akciğer intertistiyel ve alveoler alandaki sıvının toplamıdır. Hasta başında termodilüsyon yöntemi ile ölçülebilen damar dışı akciğer suyu sepsis kaynaklı akciğer hasarının ciddiyetini ve prognozu gösterebilen bir parametredir. Bu değerin ölçümü solunum yetersizliğinin ciddiyetini belirlemekle birlikte sepsis hastalarının yönetiminde de yararlıdır. Sepsiste artmış bu sıvıya bağlı yaşam beklentisi azalmaktadır. damar dışı akciğer suyunun erken dönemde azaltılması ve negatif sıvı dengesi ile daha olumlu sonuçlar elde edilmektedir. Bu derlemede, çeşitli veri tabanlarına sepsis, septik şok, akciğer hasarı ve EVLW anahtar kelimeler olarak verilerek damar dışı akciğer suyunun sepsis ve sepsis kaynaklı akciğer hasarında klinik önemi, diagnostik ve prognostik değeri irdelendi. |
| ARAŞTIRMA | |
| 2. | Koroner Arter Baypas Greft Cerrahisinde Hipertansif Hastaların Anestezi İndüksiyonu Ve Entübasyonunda Tiyopental, Propofol, Etomidat, Midazolam’ın Hemodinamiye Etkileri Effects of Thiopental, Propofol, Etomidate, Midazolam on Hemodynamic in Anesthesia Induction and Intubation of Hypertensive Patients in the Coronary Artery Bypass Grafting Surgery Sema Şanal Baş, Mehmet Özcan Erdemlidoi: 10.5222/GKDAD.2013.161 Sayfalar 161 - 167 (1608 kere görüntülendi) AMAÇ: Bu çalışmada, koroner arter bypass greft (KABG) cerrahisi geçirecek hipertansif hastalara tiyopental, propofol, etomidat, midazolam anestezi indüksiyonu, laringoskopi ve endotrakeal entübasyonun hemodinamiye etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. YÖNTEMLER: Elektif koroner arter baypas cerrahisi geçirecek kronik hipertansif, ASA II- III, her iki cinsten yaşları 40- 75 arasında, prospektif, tek-kör, randomize olarak toplam 80 hasta çalışmaya dahil edildi. Grup T tiyopental sodyum, Grup E etomidat, Grup P propofol, Grup M midazolam anestezik ajanları verildi. Tüm gruplara fentanil ve rokuronyum kullanılarak indüksiyon tamamlandı. Hastaların kalp hızı (KH), sistolik arter basıncı (SAB), diyastolik arter basıncı (DAB), ortalama arter basıncı (OAB) ilk 15 dakika kaydedildi. Ayrıca arteriyel kan gazı alınıp parsiyel arteriyel karbondioksit basıncı (PaCO2) değerleri kaydedildi. BULGULAR: SAB’da Grup T,E ve P’de laringoskopi öncesinde SAB’ da azalma saptandı. Sadece Grup E’de laringoskopi ile entübasyon sırasındaki SAB artışı istatistiksel olarak anlamlıydı. OAB’ da ise sadece Grup T’de laringoskopi döneminde azalma anlamlıydı. OAB ve KH’ da entübasyonun 15. dk’da Grup P’de artış istatistiksel olarak anlamlıydı. SONUÇ: KABG operasyonuna girecek hipertansif hastaların anestezi indüksiyonunda, laringoskopi ve endotrakeal entübasyonunda en güvenilir anestezi yönteminin midazolam ( Grup M) ile olabileceği düşüncesindeyiz. |
| 3. | Akut Böbrek Hasarının Erken Tanısında Plazma ngal (Neutrophil Gelatinase-Associated Lipocalin) Etkinliğinin Off-pump ve On-pump Kalp Cerrahisinde Karşılaştırılması Comparative Efficiency of Plasma NGAL (Neutrophil Gelatinase-Associated Lipocalin) in Off-pump and On-pump Cardiac Surgery in the Early Dıagnosis of Acute Renal Injury Zafer Karadeniz, Zeliha Tuncel, Nihan Yapıcı, Türkan Kudsioğlu, Filiz İzgi Çoşkun, Hakan Nuraç, Ali Rıza Karaci, Sezer Karabulut, Fatma Ukil, Betül Öğütmen, Zuhal Aykaçdoi: 10.5222/GKDAD.2013.168 Sayfalar 168 - 174 (1705 kere görüntülendi) AMAÇ: Kalp cerrahisi sonrası böbrek hasarı ve takiben akut böbrek yetmezliği gelişmesi; mortalite ve morbidite de artışına, hastanede yatış süresinin uzamasına neden olmaktadır. ‘Kalp cerrrahisi sonrası akut böbrek hasarının erken tanısında plazma NGAL (neutrophil gelatinase-associated lipocalin) yükselmesinin etkinliği; off- pumpve on-pump kıyaslanması’ adlı araştırmamızda kalp cerrahisi sonrası sık görülen komplikasyonlardan biri olan böbrek hasarının öngörülmesi amaçlandı. YÖNTEMLER: Çalışmaya KPB (onpump) ve KPB kullanılmaksızın (off-pump) kalp cerrahisi yapılan toplam 40 hasta dahil edildi. Hastalar KPB (onpump) grup A n=20 ve KPB kullanılmaksızın grup B n=20 (off-pump) olarak iki gruba ayrıldı. Plazma NGAL düzeyleri kalp cerrahisi sonrası 3. saat (T0), 12. saat (T1) ve 24. (T2) saatlerde bakıldı. BULGULAR: Plazma NGAL seviyesi onpump grubunda T0 ve T1 offpump grubuna göre anlamlı yüksek olarak bulunmuştur (T0 p: 0,023 ve T1 p: 0,040). Gruplara göre kreatinin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). SONUÇ: Çalışmamızda on-pump ve off pump yapılan hastalarda pNGAL ve serum kreatinin düzeyindeki değişimlere rağmen akut renal hasarı gelişiminde her iki cerrahi yöntemde mortalite ve morbidite açısından fark olmadığını, ayrıca her iki cerrahi yöntemi karşılaştıran büyük seri çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. |
| 4. | Açık Kalp Cerrahisinde Postoperatif Solunum Sistemi Komplikasyonlarının Preoperatif, İntraoperatif ve Postoperatif Belirleyicileri Preoperative, İntraoperative and Postoperative Predictors of Postoperative Respiratory System Complications in Patients Undergoing Open Heart Surgery Asuman Sargın, Fatma Zekiye Aşkar, Seden Nüshet Kocabaşdoi: 10.5222/GKDAD.2013.175 Sayfalar 175 - 183 (2189 kere görüntülendi) AMAÇ: Riskli kalp operasyonların giderek yaygınlaşması ve değişen hasta profili intraoperatif ve postoperaif dönemde daha fazla sorunla karşılaşılmasına neden olmaktadır. Postoperatif dönemde görülen solunum sistemine ilişkin sorunlar mortalite ve morbiditenin artmasında en önemli nedenler arasındadır. Çalışmamızın amacı açık kalp cerrahisi olgularında gelişen solunum sistemi komplikasyonlarını belirlemek ve bunlara neden olan preoperatif, intraoperatif ve postoperatif belirleyicileri saptamaktır. YÖNTEMLER: 2000-2005 yılları arasında gerçekleştirilen 1401 açık kalp cerrahi geçiren olgunun dosyaları retrospektif değerlendirildi. Hastaların cinsiyeti, yaşı, vücut ağırlığı, boyu, preoperatif laboratuvar değerleri, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu(LVEF, %), yandaş hastalıkları, β-bloker kullanımı, sigara kullanımı, operasyon tipi ve süresi, kardiyopulmoner bypass(KPB) süresi, anestezi süresi, intraoperatif transfüze edilen kan vb ürünler, postoperatif ekstübasyon zamanı, mediastinal drenaj miktarları, yoğun bakım ve hastanede kalma süreleri kaydedildi. Bu belirleyiciler ile postoperatif solunum sistemine ilişkin komplikasyonlar arasındaki ilişki araştırıldı. BULGULAR: Çalışmamızda, açık kalp cerrahisi olgularında postoperatif solunum sistemine ait komplikasyonların sıklığı %39,2 olarak saptandı. En sık görülen komplikasyon uzamış mekanik ventilasyon (%36,1) iken, en az görülen komplikasyon ise pnömotoraks (%0,6) idi. Solunum sistemi komplikasyonları görülen olgularda mortalite oranı %3,3 olarak bulundu. Solunum sistemi komplikasyonları için risk faktörleri olarak; ileri yaş, kadın cinsiyeti, sigara kullanımı, hipertansiyon(HT), kronik obstrüktif akciğer hastalığı(KOAH), kombine operasyon, preoperatif hematolojik ve biyokimyasal değerlerin normal olmaması, KPB, anestezi ve operasyon süreleri, ekstübasyon, yoğun bakım ve hastanede kalma süreleri, intraoperatif kan vb ürünlerin kullanımı ve mediyastinal drenajın fazla olması olarak bulunmuştur. SONUÇ: Preoperatif dönemde hastaların ayrıntılı incelenmesi ve optimal sağaltımın yapılması, KPB, operasyon ve anestezi sürelerinin kısaltılmasını, uygun fast-tract anestezi yönteminin seçilmesini sağlayarak solunum sistemi komplikasyonlarının ve mortalite oranlarının azaltmasını sağlayabilir. |
| 5. | Kardiyak Cerrahi Yoğun Bakımda Uygulanan İnvaziv ve Noninvaziv Girişimler ve Postoperatif Ağrı Invasive and Noninvasive Procedures Performed in the Cardiac Surgical Intensive Care and Postoperative Pain Ayla Yava, Aynur Koyuncu, Nusret Pusat, Vedat Yıldırım, Ufuk Demirkılıçdoi: 10.5222/GKDAD.2013.184 Sayfalar 184 - 190 (2875 kere görüntülendi) AMAÇ: Kardiyak cerrahi geçiren hastalara yoğun bakım ünitesinde uygulanan noninvaziv-invaziv girişimlerin hastaların ağrı ve bazı hemodinamik değerleri üzerine olan etkisinin belirlenmesidir. YÖNTEMLER: Gereç ve Yöntem: Bu çalışma ileriye dönük, ön-son ölçümlü klinik bir araştırmadır. İnvaziv ve non invaziv girişimler öksürük, solunum egzersizleri, dren sağılması, mobilizasyon, dren çekilmesi ve endotrakeal aspirasyon olarak belirlendi. Girişimlerden hemen önce ve sonra ağrı algısını belirlemede Sayısal Derecelendirme Ölçeği kullanıldı. Ayrıca kan basıncı ve kalp hızı (nabız) da girişimler öncesi ve sonrası kaydedildi. Çalışmaya 62 hasta dâhil edildi. İstatistiksel analiz için Wilcoxon Signed Rank test kullanılmış ve p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Bulgular: edilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 51.25±18.05 yıl, çoğunluğu (%87.1) erkek olup, %74.2’sine koroner arter-bypass greftleme cerrahisi uygulanmıştır. Tüm invaziv ve non invaziv girişimlerden sonra hastaların ağrı puanları istatistiksel olarak anlamlı seviyede artmıştır (p<0.05). En yüksek ağrı puanı endotrakeal aspirasyon öncesi ve sonrası kaydedilmiştir (sırasıyla 7.30±1.04 ve 8.80±1.25). Dren çekilmesi ve endotrakeal aspirasyon girişimleri sonrası hastaların sistolik ve diyastolik kan basınçları ve nabız değerleri istatistiksel olarak anlamlı seviyede artmıştır (p<0.05). Öksürük egzersizi, dren sağılması ve mobilizasyon girişimleri öncesi-sonrası nabız, mobilizasyon öncesi-sonrası sistolik arteriyel kan basıncı değerleri arasındaki değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). SONUÇ: Sonuç: Tüm invaziv ve noninvaziv girişimler hastaların ağrı ve hemodinamik değerlerini artırmıştır. Bu girişimlere yönelik hastaların bireysel ağrı değerlendirmelerinin yapılarak uygun ağrı tedavisinin yapılmasına gereksinim olduğu kanısına varılmıştır. |
| 6. | Pediyatrik Kalp Kateterizasyonda Ketamin – Midazolam ile Remifentanil - Midazolamın Sedasyon, Hemodinami ve Derlenme Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması The Effect of Ketamine-Midazolam and Remifentanil-Midazolam on Sedation, Recovery and Hemodynamic in Pediatric Cardiac Catheterization Hakan Nuraç, Türkan Kudsioğlu, Fatma Ukil, Ahu Baysal, Sezer Karabulut, Reyhan Dedeoğlu, Nihan Yapıcı, Zuhal Aykaçdoi: 10.5222/GKDAD.2013.191 Sayfalar 191 - 198 (1207 kere görüntülendi) AMAÇ: Pediyatrik kalp kateterizasyonu anestezisinde remifentanil ve ketaminin midazolam ile birlikte kullanımının hemodinami, sedasyon ve derlenme üzerine olan etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. YÖNTEMLER: Haziran-ağustos 2011 tarihleri arasında kalp kateterizasyonu uygulanacak ASA II/III, 3 ay-10 yaş arası 100 çocuk ardışık ve rastgele olarak çalışmaya alındı. Mekanik ventilasyon ve intravenöz inotropik destek gerektiren olgular çalışma dışı bırakıldı. Anestezi öncesi değerlendirilen hastalar kateter laboravuarına alındı. EKG ve SPO2 ile monitörize edildi. Premedikasyon öncesi noninvaziv kan basıncı ölçülerek hemodinamik veriler ve Modifiye Ramsey Sedasyon Skalası(MRSS) ile sedasyon öncesi ve sonrası, Modifiye Steward Skalası(MSS) ile derlenme skoruları belirlendi. Her iki gruptaki hastaların premedikasyonu 0.05-0.1mgkg-1 İM midazolam ile sağlandı. Randomize olarak iki sedasyon grubu belirlendi; Grup I’de ki hastalara (n=50) ketamin 1 mgkg-1 İV olarak ve Grup II’dekilere (n=50) 0.1 µkg-1dak-1 İV remifentanil infüzyonu verildi ve sedasyon skorları belirlendi. Kateterizasyon işlemi tamamladığında anestezik ilaçların uygulanması sonlandırıldı. İşlem sonrası derlenme bölümüne alınan hastaların hemodinami ve derlenme skorları kaydedildi. BULGULAR: Her iki gruptaki hastaların özellikleri arasında fark yoktu. Remifentanil-midazolam grubunda kalp atım hızı ve ortalama kan basıncı değerleri, ketamin-midazolam grubuna göre anlamlı olarak düşüktü. Bu hastalardada bradikardi ile birlikte hipotansiyon da gelişti. Ketamin-midazolam grubunda kalp atım hızında istatistiksel olarak anlamlı arttı. Gruplar arasında MRS skorları, anestezi ve işlem süresi açısından istatistiksel fark yoktu. Ancak ketamin-midazolam grubunda derlenme süresi remifentanil-midazolam grubundaki hastalara göre anlamlı olarak daha uzundu. SONUÇ: Çalışmamızda pediyatrik kalp kateterizasyonunda rutin olarak kullanılmakta olan ketaminine alternatif olarak remifentanil infüzyonun midazolam ile yeterli sedasyon, konforlu ve kısa bir derlenme süreci sağladığı sonucuna vardık |
| OLGU SUNUMU | |
| 7. | Atriyal Miksomalı Hastada Non Kardiyak Cerrahide Anestezi Yönetimi Anesthetic Management of a Patient with Atrial Mxyoma Undergoing Non-Cardiac Surgery Murat Çimencan, Hilal Peri Ayoğlu, Gamze Küçükosman, Özcan Pişkin, Bengü Aydın, Rahşan Dilek Okyay, Hatice Kübra Ergen, Mehmet Fatih Yücedoi: 10.5222/GKDAD.2013.199 Sayfalar 199 - 202 (1396 kere görüntülendi) Kardiyak patolojileri bulunan olgularda nonkardiyak cerrahi için güvenli bir anestezi yöntemini planlarken temel hedef, hastanın preoperatif durumu ve eşlik eden kardiyak sorunun fizyolojisine en uygun hemodinaminin sağlanmasıdır. Miksomalar kalbin en sık görülen benign tümörleridir ve sıklıkla sol atriyumda yerleşiktirler. Bu olgu sunumunda sol atriyal miksoması ve ciddi ek hastalıkları bulunan acil non-kardiyak cerrahi geçiren hastaya uygulanan anestezi yöntemi tartışıldı Anahtar kelime: Atriyal miksoma; anestezi; non-kardiyak cerrahi |
| 8. | Gebelik ve Pulsatil Akım Eşliğinde Kardiyopulmoner Baypas (Gebelik ve Kalp Cerrahisi) Pregnancy and Cardiopulmonary Bypass with Pulsatile Flow Gamze Sarkılar, Cüneyt Narin, Elmas Kartal, Erdal Ege, Ali Sarıgül, Şeref Otelcioğludoi: 10.5222/GKDAD.2013.203 Sayfalar 203 - 205 (1427 kere görüntülendi) Gebelik sırasında uygulanan kardiyopulmoner baypas yüksek maternal ve fetal mortalite ile birliktedir. Bu olguda; 25. gestasyonel haftada mitral stenoz nedeniyle nörolojik sekel ile komplike olan 41 yaşında kadın hastadaki kardiyopulmoner baypas tecrübemizi sunduk. Operasyon boyunca hem anne hem de fetüs için başarılı klinik sonuca katkıda bulunan pulsatil akım ve optimal tedavi yöntemleri uygulandı. |
| 9. | Amiodaron İlişkili Tirotoksikozlu Kalp Transplantasyonunda Anestezi Yönetimi Anaesthetic Management In A Heart Transplantation Patient With Amiodarone Associated Thyrotoxicosis Cengiz Şahutoğlu, Zeynep Pestilci, Seden Kocabaş, Fatma Zekiye Aşkar, Aslı Hepkarşı, Çağatay Engindoi: 10.5222/GKDAD.2013.206 Sayfalar 206 - 210 (2210 kere görüntülendi) Giriş: Tiroid fonksiyon bozukluğu olan hastaların elektif operasyonları tıbbi tedavi ile ötiroid oluncaya kadar ertelenmektedir. Amiodaronla ilişkili tirotoksikozu olan ve kalp transplantasyonu geçiren bir hastada anestezik yaklaşımımızı sunmak istedik. Olgu Sunumu: Yirmi yaşında kadın hastada kardiyomiyopati nedeni ile yapılan kalp biyopsisi sonrası tamponad ve kardiyak arrest gelişmiştir. Resüsitasyon sonrası hastaya tamponad boşaltılması uygulanmış ve ventriküler erken vuruları için amiodaron tedavisi başlanmıştır. İki yıl sonra ekokardiyografisinde ejeksiyon fraksiyonu %30, laboratuvarında FT3: 11,8 pg mL-1, FT4>12 ng dL-1 ve TSH: 0,001 µIU mL-1 olarak tespit edilmiştir. Hastaya amiodarona sekonder tirotoksikoz tanısı ile propiltiourasil ve metilprednisolon tedavisi başlanmıştır. Hastada tedaviden 3 ay sonra ventriküler taşikardi gelişmiş ve ekokardiyografide ejeksiyon fraksiyonu %20’nin altında bulunmuştur. Hastaya ventriküler destek cihazı uygulanmasına karar verildi ve FT4 düzeyini düşürmek için 3 kez plazmaferez uygulandı. Uygun donör bulunması nedeniyle hasta ortotopik kalp transplantasyonu operasyonuna alındı. Hasta elektrokardiyografi, nabız oksimetre, invaziv radiyal arter, santral venöz basınç, rektal ısı ve transozöfajial ekokardiyografi ile monitörize edildi. Anestezi indüksiyonu ketamin, midazolam, rokuronyum ve fentanil ile sağlandı. Anestezi idamesinde sevofluran ve propofol kullanıldı. Postoperatif dönemde tirotoksikoz bulguları gelişmedi. Sonuç: Amiodaron aritmi tedavisinde en fazla kullanılan ajanların başında gelmektedir. Bu ilacı kullanan veya bırakmış hastalar komplikasyonlar açısından yakından takip edilmelidir. |
| 10. | Servikal Pleksus Blokajı İle Yapılan Karotis Endarterektomisi Sırasında Gelişen Akut İskemik Atak Acute Ischemic Attack During Carotid Endarterectomy Under Cervical Plexus Blockade Ali Sait Kavaklı, Nilgün Kavrut Öztürk, Tuğra Gençpınar, Raif Umut Ayoğlu, Bilge Karslı, Mustafa Emmilerdoi: 10.5222/GKDAD.2013.211 Sayfalar 211 - 213 (1581 kere görüntülendi) Bu olgu sunumu ile karotis endarterektomisi ameliyatı için başarı ile uygulanan servikal pleksus blokajı ile operasyon sırasında meydana gelebilecek nörolojik komplikasyonların erken fark edilebileceği ve zamanında müdahale ile kalıcı sekel oranının en aza indirilebileceğinin vurgulanması amaçlanmıştır. |
| 11. | Konjenital Kalp Cerrahisi Geçiren Pediyatrik Olguda Gelişen Pulmoner Hipertansif Kriz: Olgu Sunumu Pulmonary Hypertension Crisis in Pediatric Patient Undergoing Congenital Heart Surgery: Case Report Dilek Altun, Şule Turgut Balcı, Emre Özker, Bülent Sarıtaş, Canan Ayabakan, Rıza Türköz, Ayda Türközdoi: 10.5222/GKDAD.2013.214 Sayfalar 214 - 217 (2825 kere görüntülendi) Pulmoner vasküler rezistansın (PVR) artmasıyla beraber olan pulmoner hipertansiyon (PH) konjenital kalp hastalıklarının (KKH) sık görülen bir kompilkasyonudur. PH, pulmoner arter basıncı ve pulmoner vasküler rezistansta artış ile karakterize olup, sağ ventriküler genişleme ve hipertrofiye yol açar (1-2). PH’sı olan doğuştan kalp hastalıklı çocuklarda ameliyat sonrası pulmoner damarlarda oluşan vazokonstriksiyon hastanın erken dönem prognozunda önemli rol oynamaktadır3. Bu vaka sunumumuzda, aortik interuption nedeniyle ameliyat edilen, postoperatif dönemde hipertansif kriz gelişen ve başarılı bir şekilde tedavi edilen olgu sunulmuştur. |
| 12. | İdiyopatik Trombositopenik Purpuralı Bir Hastada Koroner Arter Baypas Cerrahisinde Anestezik Yaklaşım An Anesthetic Management İn A Coronary Bypass Surgery Of A Patient With İdiopathic Trombocytopenic Purpura Esra Eker, Ceren Hazer Köksal, Ali Kemal Gür, Orhan Dirlik, Vural Polat, Özgür Gürsudoi: 10.5222/GKDAD.2013.218 Sayfalar 218 - 220 (1423 kere görüntülendi) İdiyopatik trombositopenik purpura (ITP) nedeni ile preoperatif splenektomi uygulanmış ve düşük trombosit sayısı ile vücut dışı dolaşım kullanılmadan koroner arter baypas cerrahisi (KABC) geçiren 62 yaşındaki kadın hastada uyguladığımız anestezik yaklaşım deneyimimiz sunulmuştur. |
| EDITÖRE MEKTUP | |
| 13. | Koroner Perkütan Girişim Sırasında Radyokontrast Madde Sonrası Anaflaksi Ve Dik Anaphylaxis and disseminated intravascular coagulation after exposure to radiocontrast agent in a patient undergoing percutaneous coronary intervention Bahar Aydınlı, Yeşim Güray, Ümit Güray, Rıza Sarper Ökten, Gürel Neşşardoi: 10.5222/GKDAD.2013.221 Sayfalar 221 - 222 (1231 kere görüntülendi) Makale Özeti | |